26 Aralık 2011 Pazartesi

Çılgın ve Tatlı Teyzelerim

Büyükleri anlamak kolay değil ama kadınları anlamak çok daha zormuş! Bunu öğrenmek hiç de uzun zaman almadı. Dünyaya geleli henüz 33 gün oldu. Bu 33 günde etrafımda gördüğüm büyüklerimin hepsi birbirinden farklı, hepsi birbirinden renkli insanlar...

Kadınların farklı olduğunu düşünmeye başlamam, ağladığımda annemin karşıma geçip şarkı söyleyip ilginç figürlerle dans ederek beni susturmaya çalışmasıyla oldu. Tamam, beni beslemişti, gazımı çıkarmıştı, altımı değiştirmişti ağlamam için bir sebep yoktu belki ama oynayarak beni sakinleştireceğini düşünmesi pek de normal değil sanki! :) Yine de bir süre hayretler içinde susarak izledim annemi...Sonra tekrar ağlamaya başladım ki beni kucaklasın, sarıp sarmalasın! "Hooop" alındım kucağa ve başladık birlikte oynamaya. Şöyle yandan yandan bir gülücük attım, şaşkın annem de sevinçten bir çığlık attı!

Annemin arkadaşlarını hastanedeyken tanımaya başlamıştım. Ama onlarla evde geçirilen renkli dakikaların tadına doyum olmuyor! Dün de o renkli günlerden biriydi benim için.

Günümün güzel geçeceği en başından belliydi...


Ahh bu teyzelerim çok alemlermiş! Sürekli konuşuyorlar, birbirlerine birşeyler anlatıyorlar. Bir bakıyorum duygusal anlar yaşıyorlar, ağlıyorlar; sonra bir bakıyorum kıkır kıkır gülüyorlar. Hatta kahkalarıyla kulaklarımı çınlatıyorlar! Yok yooook bu kızlar gerçekten çok farklılar, ele avuca sığmıyorlar! Allah'ım ben nasıl başedeceğim bu teyzoşlarla?

  
Güzel teyzelerim vee tabi ki Osman Amca (seni unuttum sanma) en yakın zamanda sizi tekrar görmek için sabırsızlanıyorum! O zamana kadar bol bol süt içip büyümem lazım ki hızınıza yetişeyim, birlikte oyunlar oynayalım!..

25 Aralık 2011 Pazar

Bora'ya Mektup Var !

Epeydir yaptıklarımı yazmaya fırsat bulamadım. Eee malumunuz "Sosyal bir bebek" olmak kolay değil! Çoook ama çooook yoğunum, tıpkı annem ve babam gibi...Telefonlarım hiç susmuyor, misafirim eksik olmuyor, sürekli gülüş-cümbüş geçiyor günlerim :) Bir elim yağda bir elim balda! Daha doğrusu genellikle bir elim süt kaynağımda oluyor, diğeriyle de emdiğim sürece havada şekiller çiziyorum!


Bakımına özen gösteren bir erkeğim. ( Özeni annem gösteriyor desem daha doğru olur:) ) Günde birkaç kez kıyafetlerimi değiştirtiyorum. Bunu sağlamanın farklı yöntemleri var ve ben bu yöntemleri içgüdüsel olarak biliyorum :) Sürekli temizlenip kremleniyor, cilt masajıyla gözeneklerimin açıldığını hissediyorum. Arada kucaklanmak için ağlayıp ev içinde küçük gezilerle ve "Hoppidi, hoppidii" sözleri eşliğinde hava alıyorum. Uyuduğumu sanıp durduklarında veya beni yerime yatırdıklarında 10 dakika bekleyip tekrar uçuşa geçmek için beni kucaklayacak olan kollara uzanıyorum veee "Hoooop, havalanıyorum!". Günlerim böyle geçip gidiyor...

Eee bu arada hayranlarımdan gelen mektuplar, kartlar; defterime yazılan yazılar oldu...Onları da sizinle paylaşmadan geçemeyeceğim. Hepsi benim için çoook ama çoook değerli.


Nazan Teyzeciğim'den (Annemin Nazoşu, benim de Nazoş Teyzem olur kendisi...) :


Anneciğimin candostu Hatice Teyzem ve Hakan Amcam'dan : 


Pınar Teyzem'den (Kollarında huzur bulduğum nam-ı değer "Pamuk Teyzem") :


Elif Teyzem'den (Annemlerin "Bıcır" dediklerini duydum sanki ama yeni Bıcır benim artık teyzeeee, hehehhee) :

Berna Teyzem'den (Börni Teyzem, annemin de "Miss Bonn'uymuş) :


Osman Amca'mdan (Osman amcam, Pamuk Teyzem'in kocişkosu, babacığımın sevgili kankasından...) :


Yazıların ana fikrini özetleyecek olursam canım büyüklerim beni çok seviyorlarmış. Ben de sizleri çok seviyorum, henüz yapamasam da biraz büyüdüğümde hepinize tek tek sarılacağım, kocaman öpeceğim sizi.

Hepiniz iyi ki varsınız...Birbirinizi çok sevdiğinizi hissediyorum. Bu kocaman ve güzel aileye doğduğum için sanırım gerçekten çok şanslıyım...

14 Aralık 2011 Çarşamba

Bora'nın Sağlık Kontrolü

Bu sabah annemi uyutmadım. Gözlerinden uyku akan ve sürekli esneyen annem beni uyutmak için ne yaparsa yapsın uyumadım, gözlerimi fal taşı gibi açtım da açtım! Ne yapayım, sürekli yatmaktan canım sıkılıyor!


Annem beni besledi, gazımı çıkardı, altımı değiştirdi, yeniden besledi, yeniden gazımı çıkardı, uyutmaya çalıştı...Bu döngü böyle devam etti...


Arada numaradan esner gibi yaptım, annemi kandırdım. Ama yok yoooook, uykum yok ki benim!
 
Uyumaktan sıkıldım oyun istiyorum ben! Hem birazdan hastanemden beni kontrole gelecekler, kapıda karşılamak istiyorum onları... Heh zil çaldı anne koş, geldiler sanırım. Benimle uğraşmaktan kendin giyinemedin işte hehehehe :))) O üstündeki babamın tişörtü değil miydi? :)))
Oooo kimler gelmiş? Acıbadem'den sağlık durumumu, halimi keyfimi, anne&babamdan memnuniyetimi kontrol etmek için gelen Zerrin Abla'yı görür görmez ona içim ısındı :) Meğer 10 yaşında bir oğlu varmış Zerrin Abla'nın (Oysa ben onun henüz bekar bir genç kız olduğunu düşünmüştüm) ve Rize'liymiş. Karadeniz'li olduğu için belki de kanım iyice kaynadı kendisine, ne de olsa anne tarafından hemşehri sayılırız!

Zerrin Abla beni kucağına aldı, beni soydu (Bunu hiç beklemiyordum! Bundan dolayıdır ki hafif kızmış ve utanmış bir halde fotoğraflandım çılgın fotoğrafçı annem tarafından! ) Beni tarttı, ölçtü, biçti...Bana masaj yaptı ( İşte buna bayıldım her zamanki gibi!), anneme bana nasıl masaj yapması gerektiği, cilt bakımım veeeee annemin benim için daha fazla süt üretmesi için nasıl beslenmesi gerektiği konusunda bilgiler verdi. ( "Daha fazla süt daha fazla mutluluk!" Biliyorsunuz bu benim sloganım... :) ) 

Sanırım beni baya bir beğendi Zerrin Abla, gözlerim konusunda hoş sözler duydum kendisinden. Ben de onun yemyeşil gözlerini beğenmedim desem yalan olur hani! Çatık kaşlarımdan mıdır nedir "Asilzade gibi bir çocuk bu" dedi benim için, sanırım bu da güzel birşey olacak ki annemler bu sözün üzerine gülüştüler.
Zerrin Abla beni kokladı, öptü, sevdi...Ben de onu çok sevdim. Onunla tekrar görüşmeyi umuyorum, tabi sağlıklı, güzel günlerde...

11 Aralık 2011 Pazar

40'ın Gizemi

Eveeet bugün itibariyle koooskoca 19 günü geride bıraktım! Gülmeyin koskoca dedim diye, benim için 1 günün bile önemi büyük, 1 günde kaç gram alıyorum, saçlarım ne kadar uzuyor biliyor musunuz?

Doğduğum günden beri bir "Kırktır" gidiyor. Herkes "Bora'nın kırkı ne zaman çıkacak?" diye soruyor veya "Bora'nın kırkını uçurmaya bize gelin." şeklinde davetler alıyor alıyor annem. "Kırkı çıkmadan dışarı çıkılmaz.", "Kırkı çıksın daha az ağlar." "Kırkı çıktığında daha rahat edersiniz." diyorlar. Büyüklerin dünyasında rakamların önemli bir yeri varmış, bunu anladık. Ama merak ediyorum, nedir bu kırk rakamının gizemi? Neden sadece "kırk" rakamı uçabiliyor? Ve neden bu kırkı uçurma yetkisine annem sahip? Offfff çok merak ediyorum! Kimsenin de beni karşısına alıp şu konuyu enine boyuna anlattığı yok! Neyse çaresiz biraz daha sabredip öğreneceğiz!


Babamın yolunu dört gözle bekliyorum. "Dört gözle" dediysem bütün gün gözlerim açık onu beklediğimi sanmayın. Tabi ki bütün gün uyuyorum. Haa tabi 2 saatte bir uyanıp annemden ağlayarak süt istemelerimi veya altımı değiştirmesini istemelerimi saymıyorum! Annem gerekli tüm bakımımı yaptıktan sonra huzur içinde uyumaya devam ediyorum. Tam annemin dinlenmeye hazırlandığını farkettiğimde yine basıyorum yaygarayı ki formdan düşmesin, rahata alışmasın...

Babam geldiğinde karnım tok, sırtım pek oluyor :) Benim mıncıklanmaya ve koklanmaya müsait olduğumu görüp başlıyor benimle rahatça oynamaya! Hatta sakalları sayesinde varolan rahatımı bile bozabiliyor. Yine de çooook seviyorum babamı ve babamın mis kokusunu!



Cumartesi günü bize kimler kimler geldi...Beni kimler kimler hoplatıp zıplattı...
Annemin çok sevdiği iş arkadaşı Gülnur Teyzem geldi. O geldiğinde ben annemi emmekle meşgul olduğum için hoşgeldiniz diyemedim ama sonra Gülnur Teyze anneme emzirme konusundaki tüm deneyimlerini aktardı. İyi ki de aktardı, süt kaynağını daha iyi kullanır, karnımı daha çabuk doyurur oldum :) Bana çok güzel hediyeler getirmiş Gülnur Teyzem bir sevindim, bir sevindim... Annem Mert Abi'yi sordu. Meğer İstiklal Marşı'nı ezberlemiş Mert Abi... Çok çok önemli birşeymiş bizim için İstiklal Marşı ve çocukların İstiklal Marşı'nı öğrenmesi, anlamını bilmesi... Mert Abi'nin videolarını izlediler birlikte, ilgi o sırada benden gitti, kıskanmadım değil ama olsun şimdiden sevdim onu;) Biraz daha büyüyüp Mert Abiyle oynamak için sabırsızlanıyorum. Sevgili annem Gülnur Teyze'yle hatıra fotoğrafımızı çekmeyi unutmuş. Gönlüm elvermedi, annemin karnındayken Gülnur Teyze'yle çektirdiğimiz fotoğrafı ekleyeyim dedim, herkes tanısın kendisini!
Gülnur Teyze henüz gelmişti ki sevgili Hande Teyzecim de geldi, hatta bir baktık asansörden Engin Dayım da çıktı! Bir anda evimize neşe geldi :) Ben doğduğumda Hande Teyzem Amerika'daymış. (Duyduğuma göre epey uzak biryermiş.) O nedenle hemen gelememiş beni görmeye ama annemlerin sevincini taa oralardan paylaşmış. Hande Teyze annemin üniversiteden yakın arkadaşıymış, tam 10 yıllık arkadaşlarmış. "Dile kolay 10 yıl..." Bakın burdan da rakamların büyüklerin dünyasında ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor. Hande Teyzem daha ben doğmadan bana ciciler almaya başlamış, hepsini giymek için sabırsızlanıyorum. Beni ne kadar çok seviyorlar, ne şanslı bir çocuğum ben! Birbirinden güzel, birbirinden tatlı teyzelerim var benim :)

Veee bir dee babacığımın candostu Kürşat Amcam'la güzel eşi Gökçe Teyzem koşa koşa beni görmeye geldiler. Anladığım kadarıyla annem ve babam onları çok ama çok seviyorlar. Birlikteyken çok gülüyorlar ve eğleniyorlar.Babamın ve Kürşat Amcamın üniversitedeki maceralarını dinlemek annem ve Gökçe Teyzem için eğlenceli oluyor.  Gökçe Teyzem beni sevdi, kokladı...Bana yakında dünyaya gelecek olan minik kuzenimden bahsetti. Bizim ailelerin birlikte seyahat etme planları önce benim doğumumla sonra da kuzenin yola çıkmış olmasıyla biraz ertelenmiş, onu öğrendim. Şimdilik gezme planları ertelendiği için üzülsem de ufukta görünen tatilin hayaliyle daha çok süt içip daha çabuk büyümeye karar verdim. Bu arada kuzenin sevinciyle gözleri ışıl ışıldı ikisinin de... Ailecek sevgili kuzenin sağlıkla dünyaya gelmesini dört gözle bekliyoruz.

10 Aralık 2011 Cumartesi

Bora'nın Banyo Keyfi

Şu büyükler gerçekten enteresan insanlar! Beni görmek-sevmek için bir araya gelen büyüklerimin konuşmalarını uyur taklidi yaparken dinlemek çok eğlenceli oluyor :)

-Hergün yıkanan bebek çabuk büyürmüş. (Yapmayın, bu soğukta !)
-Bebeği Cuma günü yıkamalıymış. (Mübarek günmüş öyle duydum.)
-"Nee salı günü bebek mi yıkanırmış?" "Pazartesi-Perşembeleri takip etmek gerek!" ( Ehh frekans fena değil...)
-Hergün badem yağıyla masaj yapılan bebeğin cildi güzel olurmuş. (İşte bu hoşuma gitti!)
-Zeytinyağı masajı daha iyi gelirmiş. (Beni salata mı sandınız?)

Bütün bu konuşmaların ardından Pazartesiye Cumaya aldırmayan annem beni yıkama konusunda daha istekli bir hale geldi. "Banyo" sözünü duyunca önce biraz mızmızlansam da bir süre sonra mis kokulu şampuanımın da etkisiyle kendimi annemin kollarına bırakıveriyorum. Sonra gelsin badem yağı masajı, ohhhh hayat ne güzel!


Yıkanırken hiç mi hiiiç ağlamıyorum. Bir de şu annemin fotoğraf çekme sevdası olmasa hayat daha da güzel olurmuş! Zira yıkandıktan sonra çıplak beklemeye hiiiiiç tahammülüm yok! Bakmayın bana öyle, poz vermeyi sevmiyorum işte! "Cool boy" um ben!

7 Aralık 2011 Çarşamba

15.günüm ve ilk emziğim

Bugün dünyaya gelişimin 15. günü. Zaman gerçekten de çabuk geçiyormuş, annem "Zaman ne çabuk geçiyor" deyip duruyor.

Son günlerde iştahım çok açık. Süt içmeye bayılıyorum. Annem beni emzirmekten bitkin düşüyor, beni emzirmediği zamanlarda da ya süt sağıyor ya da takviye için mama hazırlıyor. Akşamları sevinçle beni babamın kucağına teslim edip biraz uzanmaya çalışsa da babam bir süre sonra "Aşkııııım Bora süt istiyor!" diye anneme sesleniyor. Bazen babamın kucağındayken evde annemi kovalıyoruz :) Annem kafasına yorganı çekip bizden kaçmaya çalışıyor ama bir süre sonra dayanamayıp süt mesaisine devam ediyor. Annem artık bana sürekli "Dudak bağımlısı" diyor.

Annem ve babam bir süredir bana emzik almamak için direniyorlar. Annem çok emzik emen çocukların büyüdüklerinde dişlerinin ve damak yapılarının problemli olacağına inanıyor. Kendisinin ve dayılarımın düzgün dişlerinin emzikten uzak tutulmalarına borçlu olduklarını düşünüyor. Eee yakışıklılığıma yakışıklılık katmak için büyüdüğümde dişlerimin mükemmel görünmesi fikri benim de kulağıma hoş gelmedi değil! :)

Yine de bugün her ağzımı şapırdattığımda annemin beni emzirmesi veya biberonla beslemesi sonunda küçücük midemin kapasitesini aştığından kustuğum için büyük ananem dayanamayıp deneme amaçlı bana mavi şirin bir emzik almış. Annem emziği kullanma konusunda direnecek gibi olduysa da uykusuz geçen gecelerine bir çözüm olacağı umuduyla emziği denememe izin vermeden edemedi. Bakın nasıl da keyifle emiyorum, oooohhhhhh değmeyin keyfime! :)


6 Aralık 2011 Salı

İkinci Haftasonum

Evde geçirdiğim ikinci haftasonum beni görmeye gelenler sayesinde hiç sıkıcı geçmedi."Haftasonu"nun büyükler için haftanın diğer günlerinden daha önemli olduğunu ve "haftasonu" dedikleri bu iki günü diğer günlerden daha çok sevdiklerini anladım. Haftanın diğer günlerinde annemle sarmaş dolaş ve daha sakin geçen saatlerimiz olurken, haftasonunda zamanımız daha koşturmacalı geçiyor.

Şimdilik annem çalışmadığı için günlerim daha çok onunla, büyük anane ve dedemle geçiyor. Annemle iş günlerinde babamı çok özlüyoruz. Anladığım kadarıyla o da bizi çok özlüyor olacak ki akşamları babam kapıya gelir gelmez bana sesleniyor :) Ama ne yazık ki henüz ben ona cevap veremiyorum. Tabi ağlamalarımı saymazsak!

Cumartesi sabahı annemin güzel arkadaşı Nazan Teyzem'in yapıp anneme getirdiği nefis kek ve poğaçaların kokusu ile uyandım. Anneciğim benle daha rahat ilgilensin diye bu mamaları hazırlayıp anneciğime getirmesi beni de ayrı mutlu etti! Akşama Tuğçe Ablacığım'dan da farklı ve nefis bir kek daha geldi! Büyük anneannemin yaptığı dolma ve sarmalar da cumartesi gününün mönüsüne eklendi. Eee tabi ben de bu nefis yiyeceklerin tadına anne sütü sayesinde bakmış oldum :)


Ben uyurken sevgili Tuana Ablam ve Eren Abim de bize gelmişler. Duyduğuma göre annem ve babam onları çok seviyorlarmış. Büyüyüp onlarla oyunlar oynamak için sabırsızlanıyorum!

Babam ve annem misafirlerimizle benim ayrı ayrı fotoğraflarımı çekiyorlar. Bu arada kendileriyle ne kadar az fotoğrafım olduğunu farkettiler, sanırım yakında yeni bir çekime daha hazırlanmam gerekecek!




1 Aralık 2011 Perşembe

İlk Günlerim

Hastanede günlerim pek keyifli geçti. Bakımımla ilgilenen birbirinden güzel hemşireler, etrafımda sürekli gülen yüzler, zaman zaman anlam veremediğim yaşlı gözler gördüm. Ara ara bebek odasında ilk arkadaşlarım İstanbul ve Ali ile buluşuyor, daha sonra beni heyecanla bekleyen anne ve babamın odasına gidiyordum.

Allah'ım ne renkli ve kalabalık bir odası vardı annemin! Sürekli gülüp-konuşan, ağlayıp-sarılan akrabalarımızı, anne ve babamın dostlarını ilk kez orada tanıdım. Balonlar, çiçekler, henüz tadlarını bilmesem de herkesin iştahla yemesinden lezzetli şeyler olduğunu düşündüğüm şekerler, çikolatalar vardı etrafta. İstanbul'a güzel bir pencereden bakıyordu annemin odası, Marmara Denizi'ni ilk kez oradan gördüm.

Anne ve babamın "Ben"li hayatlarının ilk günü çok hareketli geçmiş gibiydi. Geç saatlere kadar çok sevdikleri dostlarıyla benim sevincimi paylaşıp neşeli sohbetler eden anne ve babam gecenin ilerleyen saatlerinde hemşireler ile emzirme egzersizleri yapıp bitkin düştüler. Öncesinde babam sürekli annem ve benim için koşturup durdu. Annemin sürekli su istemesi ve babamın sabırla içirmesi biryere kadar devam etti. Babam bir süre sonra annemin yanına suları depoladı. Daha sonra babamın TV'de Milan-Barcelona maçı oynarken kumanda elinde uyuyakaldığını gördüm. Zavallı annem kumandaya uzanamadığı için maçı izleyerek eğlenmeye çalıştı.

İkinci gün annem beni besleme konusunda biraz daha deneyimli, babam da beni kucağına alma konusunda daha cesaretliydi. Hastanede ben ilk banyomu yaparken annem de duş alıp benim için hazırlanıyordu. Bir ara hastanede yangın alarmı verildiğini duyduk. Daha sonra acil durum görevlileri odamıza koşarak geldiler. Meğer alarm anneme fön çekilirken odadaki duman dedektörlerinin çalışması sebebiyle çalmış! Zaten duyduğuma göre komik maceralar anne ve babamın peşini hiç bırakmazmış :) Sanırım hep birlikte çok eğleneceğiz!

Hastanedeki son günüm benim için hüzünlüydü. Bana bakan doktor ve hemşire ablalarla, bebek odasından arkadaşlarım İstanbul ve Ali Bebek ile vedalaşmak kolay olmadı... İlk yolculuğumu hastaneden eve gidiş yolunda yaşadım. Evimizi göreceğim için minik kalbim yol boyunca çok heyecanlıydı! Meğer evde de beni merakla bekleyenler varmış! "Hmm demek 9 ay boyunca anneciğimin karnında büyüdüğüm ev burasıymış..." dedim.

İlerleyen günlerde büyük anneannem ile fazlaca haşır neşir olduk. Çılgın annemin çocukluğunda ne gibi yaramazlıklar yaptığını anlattı bana...Benimle uğraşmaktan bitkin düşse de yüzündeki mutluluk ve gülümsemenin bir an bile kaybolduğunu görmedim henüz!


Vee törenler eşliğinde evdeki ilk banyomu yaptım.Banyo sonrası uyku keyfi de bir başka oluyormuş!

Annemin biricik arkadaşı, candostu Nazan Teyzem geçtiğimiz gün sürpriz yapıp bana "Hoşgeldin" pastası getirmiş. Annem ve babam pastayı görünce çok mutlu oldular. "Bora'nın sıfırıncı yaşını kutlamamız lazım!" diyen dünya tatlısı bir teyzem varmış benim... "Malesef pasta yiyebilecek durumda değilim Nazan Teyze ama annem yesin belki süt bankasına katkısı olur!" Ne de olsa "Ne kadar süt o kadar mutluluk demek" benim için...